Gulyabani

 

Biraz hoppaca olan Muhsine, çok güzel bir kızdır. Annesi ve babası o daha genç yaşta iken  ölmüştür, Komşuları Muhsine’ye göz kulak olmuşlar ve hatta çeyiz vererek onu birisiyle evlendirmişlerdir. Fakat Muhsine kocasıyla pek anlaşamamış ve evden kaçmıştır. Daha sonra annesinin dostu olan Ayşe Hanım adlı bir kadın onu bulur, ona hizmetçilik yapabileceği iyi ve namuslu bir yere götüreceğini söyleyerek şehrin dışında dağın tepesinde bir köşke götürür. Burada onları Çeşmifelek Kalfa ve Ruşen adlı iki hizmetçi karşılar. Ayşe Hanım Muhsine’yi burada bırakıp gider.

Muhsine’nin getirildiği köşkün her tarafında her gece cinler, periler dolaşmaktadır. Bunlardan en korkuncu ise Gulyabani’dir. Cinler ve Periler her gece bu köşkün etrafına gelip odalara girerek abuk sabuk sesler çıkarır ve Muhsine’ye saldırırlar. Muhsine ise ona verilen tavsiyelere göre hareket ederek sesini çıkarmaz. Bir gece bir erkek peri Muhsine Hanımın odasına gelir. Muhsine bu durum karşısında şaşkın kalmıştır. Bu erkek perinin adı Hasan dır. Hasan çok güzel yüzlü bir peridir. Hasan kendisinin peri olmadığını ve onu bu köşkten kurtarmak istediğini söyler. Fakat Muhsine bu olaylarla sürekli karşılaştığından onun sözüne inanmaz. Hasan ise ona âşık olduğunu ve onu sevdiğini, onun için her şey yapabileceğini söyler. İşte böylece çok sıradışı bir aşk hikayesi gelişir.

 

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın aynı adlı romanından oyunlaşıran Gökçe Biçer. Eser Hakan Altıner tarafından sahneye konuldu. Başrollerde Damla Cercisoğlu ve Anıl Yülek yer alıyor. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ı Hakan Altıner canlandırıyor. Nükhet Akkaya, Efe Yeşilay, Reyhan Aydınsel, İrem Uğural, Kübra Madak, Onur Yaldız, Mehmet Baran Erdoğan, Metin Hasgül konağın diğer sakinleri ve cinleri.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1912 yılında yazdığı ve aradan yüz yıl geçmesine,  “bilim ve teknolojinin bu kadar ilerlemesine” rağmen insanların hayat karşısındaki çaresizliği, hurafeye, büyüye, batıl inançlara aldanabiliyor olması, oyunun evrenselliğinin en önemli göstergesidir.  Yazarın bütün romanlarında olduğu gibi Gulyabani’de de toplumsal hicivleri hala güncelliğini korumaktadır.

         
Roman: Hüseyin Rahmi Gürpınar   Oyunlaştıran: Gökçe Biçer
Yöneten: Hakan Altıner   Özgün Besteler: Cenk Taşkan
Dekor Kostüm:   Tülin Pural   Desen Tasarımı: Mavi Kazado
Video Tasarımı: Efe Yeşilay   Koreografi: Gökmen Kasabalı
Ses Tasarım: Akın Dirgen   Işık Tasarım: Özgür Kaan Pural
   
Hüseyin Rahmi Gürpınar
Hakan Altıner
Muhsine  
Damla Cercisoğlu
Ekin Yazın Dostları 
2016 - 2017
En İyi Komedi Kadın Oyuncu Ödülü
Hasan
Anıl Yülek
Şefika Hanımefendi
Nükhet Akkaya
Ruşen Kadın
Işık Selin Kuyumcu
Çeşm-i Felek Kalfa
Reyhan Aydınsel
1.Ecinni
Efe Yeşilay 
Havva (Ahretlik)
İrem Uğural 
2.Ecinni
Baran Eerdoğan 
3.Ecinni
Metin Hasgül
4.Ecinni
Onur Yaldız

 



  

 


 

Sanatçı Gözüyle

İrem Uğural - ÜZGÜNÜM İNSAN

Üzgünüm insan;  Senin asıl anlamına yakışarak yaşayamadığımız için,  Bir kurummuşsun gibi hissizleştiğimiz için,  Beşerlikte kalıp sana ulaşamadığımız için, Doğadan bile seni hissedemediğimiz için, Huzurun ta kendisiyken seni asla anlayamadığımız için, Temizlik ve...
Devamını oku

Tayfun Yılmaz - TAVŞAN

Kırmızı bir tavşan, binanın 52. Katından aşağıya atladı. 30. Kat civarında, bir kartal onu yakaladı ve sağsalim yere indirdi.Kartal tavşana kızdı : ‘’Manyak mısın oğlum sen? Nereden çıktı bu uçma merakı, ben havuç yemeğe özeniyor muyum? Bir daha görmeyeyim’’ dedi ve uçup gitti. Tavşan, mahçupbir...
Devamını oku

Tayfun Yılmaz - Kızıl Saçlı Kadın

Yağmurda ıslanmasına rağmen, hiç de aceleci olmayan adımlarla yürümeye devam etti. Barın kapısındaki görevliyi, başıyla belli belirsiz selamlayarak içeri girdi. Şapka ve pardösüsünü vestiyere bırakıp, küçük koridordan geçerek salona ulaştı. Doğruca bara yürüdü. Haftaiçi olmasına rağmen kalabalık...
Devamını oku

Tayfun Yılmaz - Diyorum ki...

  Adam kapıdan çıktığında yağmur yağıyordu. Cebindeki bereyi başına taktı, montunun önünü kapattı, ellerini cebine soktu ve yürümeye başladı. Dar sokaktan, ana caddeye üçyüz metre yürümesi gerekiyordu. Bütün iyi niyetiyle, kaldırımda ilerlemeyi denedi. Daracık kaldırımda, ilk önce...
Devamını oku

Tayfun Yılmaz - Beş Duyu

Beş duyuyla yaşıyoruz. Her birinin farklı hazları var.  Koklamak : Özellikle bahar aylarında, ne muhteşem kokular alırız. Örneğin çiçekler ; Ben en çok yasemini severim. Sonra henımeli ve leylak. Gülü pek sevmem. Aç olduğumuzda, bir fırının ya da pastanenin önünden geçerken yükselen...
Devamını oku

İrem Uğural - Tiyatro

10.05.2020 - Pazar  00.26   Metro duraklarında ışıklandırmanın en aza indirgendiği, tünelden gelen metro sesinin bir korku filmi fon müziğini çağrıştırdığı, koskoca İstanbul'un terk edilmiş bir şehre dönüştüğü günler yaşadık. Bir şeyler hala bitmedi tabi ki... Peki bir tiyatro...
Devamını oku

İrem Uğural

21/03/2020 - Cts. 01.52   Bugün gece gündüz eşit   Aynı anda konuşmak aynı anda susmak için doğanın zili çalıyordu. Bu kendi içimde;  kendimle kendimden kendime bir hikayeydi... Bir zamanlar baharın gelişiyle buruk sevinç yaşayan bir ben varmış. Konuşmaktan ve kelimelerden...
Devamını oku

Tayfun Yılmaz - Diyorum ki...

Diyorum ki... Susmayı bilmeyen adam, yalnızlığın öbür ucuna doğru yürüdü. Koşabilirdi, ama savunmayı beceremediği kalenin kapısını açık unutmuştu ve anahtar yoktu cebinde. Aldanmışlara özgü dalgınlıkla su içerken, yine sakindi, nereye oturtacağını bilemediği huzursuzluğa mahcup hissediyordu...
Devamını oku

İrem Uğural

Bugün Dünya Sanat Günü   "Sanatın bana hissettirdiklerini ya da ne verdiğini neresinden anlatmayı düşünsem kelimeler bitiyordu. Çünkü sanat anlatmaktan çok yaşanan bir şeydi.  İnsanın incelikle, sevgiyle, üretme sevinciyle, gözbebeğinin içine baka baka sakındığı, dokunduğu her yer...
Devamını oku

Tayfun Yılmaz - 66

    İstanbul, her gün yeni hikayeler anlatıyor. İnsanların dinleyecek sabrı olmadığından, sıkılmadan yeniden anlatıyor. Bazen, hikayenin bir parçası olmamıza izin veriyor. Bu kadar hızlı değiştirilen bir şehirde, hikayeler de hızla değişiyor. Genelde sonları yok. Zaten olsa da ne...
Devamını oku